MEKSİKA:SAN CRİS DE LAS CASAS-SAN JUAN CHAMULA KÖYÜ-AQUA AZUL

2010-11-14 01:43:00

Gecelediğimiz ve Kolonyal dönemden kalma şirin otelde üşüdük ve ısıtıcıyı yakmak zorunda kaldık. Ancak ilk defa bu sabah dinç uyandık. Kahvaltı sonrasında San Cristobal de Las Casas’ın meşhur Pazarına doğru yürüyüşe çıktık. Bu Pazar, civarda oturan köylülerin ürünlerini getirip sattıkları oldukça büyük bir Pazar. Yiyecekten, giyeceğe, canlı hayvana ve çiçeklere kadar ne ararsanız bulabiliyorsunuz. Dün gece gezip, akşam ışıkları altında gezdiğimiz ve fotoğrafladığımız bu şehri günün ilk ışıkları altında ve trafiğe kapalı olan caddesi boyunca görmek de ayrı bir güzellikti. Pazara daha girişte ilk Peso’ları harcadık, yani dakika bir, gol bir.. Pazarın girişinde hiç görmediğim renklerde Gala çiçeği (Zantedeschia) satan bir kadından renk renk çiçek köklerinden satın aldık. Eminim kadın şaşırmıştır, bir anda tüm malları neredeyse bitti. Ben beyazından, pembesinden, kırmızısından ve turuncusundan olmak üzere 4 adet Gala çiçeği kökü aldım. Onları bir heves İstanbul’a da getirmeyi başardım ama bir sorun var; Violetta ya göre bu çiçeğin sadece beyaz rengi varmış, diğer renkler ise boya imiş. Galiba aldatıldık. İstanbul’a gelir gelmez saksıya diktim, bakalım ne çıkacak? Meksika’ya giderseniz bu Pazarı asla atlamayın. Tüm gezide çok sayıda Pazar gezdik ama en iyi yerel Pazar örneği, San Cristobal de Las Casas’da olanıydı. Pazarda satıcı olan yerlilerin fotoğraf çektirmekten hoşlanmadıklarını söylediler. Gerçekten ya yüzlerini kapatıyorlar ya da arkalarını dönüyorlar. Ama ağızlarındaki altın dişleri ile koltuklarının altlarında taşıdıkları tavukları, horozları ile tipik şapkaları ile fotoğraf için o kadar çekiciler ki. Bizde birazcık say... Devamı

MEKSİKA:TEHUANTEPEC-SUMİDERO-SAN CRİSTOBAL DE LAS CASAS GEZİLERİ

2010-11-13 03:31:00

      TEHUANTEPEC-SUMİDERO-SAN CRİSTOBAL DE LAS CASAS GEZİLERİ  (6. GÜN)   Bu gezinin en zor tarafının uzun süren otobüs yolculukları olduğunu daha önce de yazmıştım. Ancak bir de işin zevkli tarafı var ki neredeyse Meksika’nın önemli bir bölümünü, otobüs camı arkasından da olsa, görmüş bulunduk. Gezide bazı şehirlere uğramamızın en önemli nedeni sadece uzun yolculukta konaklama yapılması oldu. Tehuantepec’te bu şehirlerden bir tanesiydi. Buradan kara yolu ile Tuxtla Gutierrez’e gidip sonrasında 1 saat daha yol yaparak Rio Grijalva Nehri üzerinde bulunan Sumidero Kanyonunda tekne ile bir gezi yapacağız. Sonrasında ise yola devamla San Cristobal de Las Casas şehrinde geceleme yapacağız. Sumidero Kanyonuna kadar 325 km ve oradan da San Cristobal de las Casas a 70 km var. Artık en büyük güvencem kızlar; çünkü nasılsa “tuvalet ihtiyacı” deyip saat başı otobüsü bir benzinlikte durduruyorlar. Bazen kızsam da ayakların açılması için kısa yürüyüşler iyi oluyor. Gezeceğimiz yerler Chiapas eyaleti içinde. Chiapas, Meksika'nın güneydoğusunda yer alan bir eyalet ve doğu sınırında Guatemala ile komşuluğu var. Yani sonradan gezeceğimiz Guatemala’ya yakın gececeğiz. Chiapas antik Maya Uygarlığı kalıntılarına ev sahipliği yapması bakımından tarihi öneme de sahip. 1994'te Chiapas Meksika hükümeti ve Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu (EZLN veya Zapatistalar) arasında yalnızca 11 gün süren bir iç savaş ve devrim yaşanmış. Emiliano Zapata anısına kurulan bu örgüt son dönemde güç kullanmayı bırakmış, oy hakkını reddetme eylemine yönelmiş. Zapatistaların kontrolünde 32 belediye bulunmaktaymış. Bu isyancılarla bizde karşılaştık ve daha sonra anlatacağım çok ... Devamı

MEKSİKA:OAXACA-MİTLA-TEHUANTEPEC GEZİLERİ

2010-11-10 00:20:00

    Artık alıştığımız ve tüm gezi boyunca da uygulayacağımız gibi o sabah da erkenden yollara düştük. Hedefimiz yarım saat kadar öte de olan Santa Maria del Tule’deki Tule Ağacı. Bu ağaç herhangi bir ağaç değil tam 2000 yaşında olduğu düşünülen bir ağaç. Ağacın boyu 58 metre ve gövde çapı ise 14 metreymiş. Bu ağaç neredeyse, çevresinde yaşanan milattan sonraki tüm tarihe şahit olmuş olan bir ağaç.. Onu kim dikmiştir ve nasıl bu güne kadar gelebilmiştir acaba? Sabah 08:30 gibi Tule ağacının yanındaydık. Gerçekten çok heybetli bir Servi (Selvi) ağacıydı. Fotoğraf karesine ağacın tümünü sığdırmam için epey bir gerilere gitmem gerekti. Bugün bir kilisenin bahçesinde kalmış olan bu anıtsal ağacın tek bir gövdeden değil de, birkaç gövdenin birbirlerine füzyonu sonunda ortaya çıktığı ileri sürülse de 2005 yılında yapılan DNA testlerinde ağacın tek bir gövdesi olduğu gösterildi. General Cortez’in Aztekler tarafından kendisine tattırılan bir yenilgi sonrası bu ağacın gövdesinde ağladığı rivayet ediliyor. Ağacın fotoğraflarını çekerken bir küçük kız çocuğu yanımızda belirdi. Elinde tuttuğu ayna ile güneşten gelen ışınları bir lazer pointer gibi ustalıkla kullanıp, ağacın gövdesinde ve dallarında gezdirerek, benzetmek için tam da bir çocuğun hayaline ihtiyaç olacak şekilde hayvan ve insan şekillerine benzetmeler yapıyordu. Hiç bozmadık, o da uzun uzun anlattı ve bizden de iyi bir bahşişi kaptı. Meksika da olsun, Guatemala’da olsun rastladığım bazı kuşların ya da ağaçların, çiçeklerin renkliliği beni mest etti doğrusu. Afrika lale ağacı olduğunu öğrendiğim bir ağaç, çok ilgimi çekti. Daha sonra bu kü&cc... Devamı

MEKSİKA:PUEBLA-OAXACA GEZİLERİ

2010-11-08 22:22:00

      Daha geceden eşimle verdiğimiz, sabah erkenden kalkıp şehri sakin ve gündüz haliyle tekrar gezmek kararını uyguladık. Kendisi de bu kadar iyi bir gezgin olmasaydı işimiz zordu.. Saat 06:30 olmasına rağmen şehir hala aydınlanmamıştı. Melekler Şehri Puebla’yı dün gece bıraktığımız yerden gezmeye devam ediyor gibiydik. Tek fark dün gece karanlık artarken, bu saatlerde aydınlık artıyordu. Puebla şehrindeki tarihi evlerin önemli bir özelliği, evlerin dış yüzlerinin seramiklerle kaplı olması. Gündüz gözü ile bunu daha iyi anlayabiliyorsunuz. Duvarlarında insan figürlerinin yer aldığı House of Dolls, 200. Bağımsızlık yılını kutlamış ve hala yanan ışıkları ile Belediye Binası, Hz İsa Kilisesinin bembeyaz çan kulesi ve Katedral gibi yol üstü tarihi binaları fotoğraflayıp otele geri döndük ve kahvaltıya yetiştik. Bu arada dün gece yazmayı unuttum; Meksika’da 1-3 Kasım tarihleri arasında Fiesta del Muerte veya Ölüler Bayramı diye önemli bir dini bayram kutlanıyor. Önce Cadılar Bayramı gibi bir şey düşünmüştük ama alakası yok. Bir tür ölülerini anma bayramı diyebiliriz. Bu bayramda çikolatadan kurukafalar ve şekerlemeler dükkanları süslüyor. Ayrıca hemen hemen her yerde alçıdan yapılmış iskeletler görülüyor. Biz bu tatlıların satıldığı bir dükkana girdik. Çeşitli meyvelerle tatlandırılmış ve lokum kıvamında ama tam da lokum denmeyecek ve patatesin ana maddesini oluşturduğu “Camotes de Puebla” adlı tatlıdan denedik. Ben çok beğendim, tavsiye ederim. Şehirden çıkarken gördüğümüz anıtı, 5 Mayıs 1862’de Meksikalı General İgnacio Zaragoza komutasındaki birliklerin, Fransızları bu şehirde yenmeleri anısına dikmişler Puebla ile Oaxaca arasındaki mesafe 344 km’... Devamı

MEXİCO CİTY 2-TEOTİHUACAN-PUEBLA GEZİLERİ

2010-11-08 03:55:00

    Sabah erkenden kalkış verildi. Kahvaltı sonrası Ulusal Antropoloji Müzesine ve devamında Puebla’ya doğru hareketi beklerken gruptan bir arkadaşın uyarısı ile otelin önünde bir satıcıya yöneldim. Her iki elinde büyük bir ustalıkla oynattığı kuklalar ve ağzında pek de anlaşılmayan bir mırıltı ile kukla satmaya çalışanyaşlı bir satıcıydı. Bu sevimliliği ile gruptan hemen herkese kuklalarını satmış, elinde kalan son iki taneyi de bize satmaya çalışıyordu. Elinde kala kala pinokya kalmıştı. Oyuncak koleksiyonum için evde 2-3 tane pinokya kukla vardı ama öyle tatlı bir gösteri düzenliyordu ki ben ve bir arkadaş daha son kalan kuklaları aldık. Sabahın bu erken saatinde elindeki tüm kuklaları bitirmenin verdiği mutlulukla ve yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle gözden kayboldu. Otobüs 20 dakika sonra Müzeye doğru yola çıktığında bizim kuklacı amca yeni sermayeleri olan kuklalar elinde, aynı gösteriyi sunarak otel önündeki yerini almıştı. Karşılıklı el sallaştık. Ulusal Müzenin açılış saatine daha zaman vardı. Bu nedenle Chapultepec Parkında kısa bir yürüyüş yaparak zaman geçirdik. Bu park 6.5 km2’lik bir alan üzerinde asırlık ağaçları olan bir park. Etrafta kargalara hiç uymayan güzel sesi ile karga benzeri kuşların sesleri yankılanıyor. Park, yiyecek aramaya çıkmış ve etrafta korkusuzca dolaşan sincaplar, rengarenk adını bilemediğim kuşlar ve gerçekten ağaç gibi ağaçlar dolu. İnsanlar gerek yürüyüşte, gerekse de bisiklet üstünde sabahın bu güzel anlarının keyfini çıkarıyorlar. Bir de yarışmaya şahit olduk ki her yaştan insan var. Kimisi ciddi ciddi bir atlet görünümünde kimisi ise palyaço kıyafeti ile koşuyor. Bir ara benim hanımda gaza geldi, insanlar... Devamı

MEKSİKA GEZİSİ-Giriş ve Mexico City

2010-11-06 22:26:00

                            Sevgili Sanal gezginler,   15 Ekim-31 Ekim tarihleri arasında yapmış olduğumuz Meksika-Guatemala gezisinden sağ-salim ve tek parça döndük. Yeni bir arkadaş grubu ile, yeni yerler ve insanlar tanıdık, yeni tadlar aldık. Hayata bakış açımız gereği de bencillik yapmadık ve her gezi sonrası yaptığımız gibi sizlerle paylaşalım istedik. Bu gezi yaptığımız en zorlu gezilerden oldu. Dört bin km'ye yakın yolu otobüsle yapmak zorunda kaldık (hoş! gezegenlerin, yıldızların yerini, hareketini o zamanlardan doğru hesaplayıp, takvimi bulan ama İspanyollar gelmeden öncesine kadar tekerleği bir türlü bulamayan Mayaların yaptığı gibi bu kadar yolu yürümek de vardı ya...). Bir ülkeyi tanımanın en iyi yolu, o ülkeyi boydan boya geçmektir diye düşünsek de, "bir kez yeter, daha almayayım" derim. Bununla birlikte bu gezide uzun otobüs yolculuğu sonrasında söylenen biz gezginlerin, hedefe varıp da, o cennet güzellikleri görünce nasıl gevşediğimizi de görmenizi isterdim. Neyse uzun lafın kısası; Masası başında gezmek isteyen sanal Gezginler: Haydi bakalım, Vamos a Mexico (Meksika'ya)   MEKSİKA GEZİSİ-MEXİCO CİTY  Meksika ve Guatemala “bizim görmeden bu dünyadan gitmek olmaz” diyeceğimiz ülkeler arasındaydı. Bağımsızlıkları için yıllarca savaşmayı göze alacak kadar cesur ancak doğru zamanda, doğru yerde bulunan kızıl saçlı, parıl parıl parlayan çelik zırhlar içinde, at sırtında bir İspanyol’a teslim olacak kadar da kaderci insanların var olduğu bu bölgeyi gezmek bizim için bir ayrıcalıktı. Epey zamandır yaptığımız araştırmayı pratiğe dökmenin zamanı gelmişti. Bu arada Meks... Devamı

HIRVATİSTAN, KARADAĞ, BOSNA-HERSEK GEZİSİ-(10.Gün) Saraybosna

2010-06-22 02:28:00

Saraybosna 2007 yılı sayımlarına göre 419.030 kişilik nüfusuyla Bosna-Hersek’in başkenti ve en büyük kenti. Ayrıca Bosna-Hersek içinde, fiilî başkenti Banyaluka olan Sırp Cumhuriyeti'nin de hukukî başkentidir. Saraybosna, Bosna bölgesinin Dinar Alpleri'yle çevrili, Saraybosna Vadisi içerisinde Miljacka Nehri'nin (Neretva Nehri’nin bir kolu) çevresinde kurulmuştur. Şehir, barındırdığı dinî çeşitliliğiyle biliniyor. Müslümanlık, Katoliklik, Ortodoksluk ve Musevîlik, burada yüzyıllar boyunca barış içinde yaşamışlar ve bu yüzden de Saraybosna, Avrupa'nın Kudüs'ü olarak kabul ediliyor. Bu bölgedeki ilk yerleşim kalıntıları tarih öncesi döneme kadar uzanmasına rağmen modern şehrin ortaya çıkışı 15. yüzyılda Osmanlıların bu bölgedeki hakimiyetiyle birlikte başlar. Osmanlılar 1463'te bölgeyi ele geçiriyorlar.  Saraybosna, Türklerin Avrupa'da kurduğu en büyük kent olmuş. Saraybosna’ya Osmanlı Devleti'nde, Bosna-Saray denmesinin yanı sıra "Saray Ovası" olarak da adlandırılmış. Bu yüzden günümüzde pek çok dilde bu ifadenin kısa hali olarak Sarajevo' adı kullanılmakta. Savaş sonrasında ülke, iki yönetim bölümünden oluşmuş; Boşnak Müslümanlardan ve Hırvatlardan oluşan Bosna Hersek Federasyonu ile Bosna Hersekli Sırplardan oluşan Bosna Sırp Cumhuriyeti. Bosna Hersek'in kuzeydoğusunda yer alan Brcko, Bosna Hersek Devleti'nin egemenliğinde özerk bir yönetim ve Bosna Hersek Federasyonu'na, ya da Bosna Sırp Cumhuriyeti'ne bağlı değil. Bosna Hersek'in üç üyeli (Boşnak, Hırvat ve Sırp) ve doğrudan halkoylaması ile dört yılda bir yenilenen bir cumhurbaşkanlığı sistemi var. Üçlü başkanlık sis... Devamı

HIRVATİSTAN, KARADAĞ, BOSNA-HERSEK GEZİSİ-(9.Gün) Mostar, Sarayb

2010-06-17 00:47:00

Mostar’da, Tito Köprüsünün yakınında bulunan Bristol adlı otelde kalıyoruz. Sabah erken uyanıp pencereyi açtığımda dışarıda iki görüntü dikkatimi çekti. Birisi, otelin karşısında bulunan savaştan kalma evin kurşundan delik deşik olmuş duvarlarında ve pencerelerinde açan çiçekler. Pencerelerde, rüzgarların getirdiği tohumlar zamanı gelince gelişip, çiçeklenmişler. Yüzümde gülücükler yarattı. Diğer görüntü ise karşı tepelerden birisi üzerine dikilmiş kocaman bir haç.  Ben bu görüntülerden nefret ediyorum. Yanlış anlaşılmasın, nefret ettiğim haç görüntüsü değil. Nefret ettiğim, bu şekildeki çok kültürlü ve etnik gruplu kentlerin tepesine devasa boyutlarda haç dikmeleri ve bunu 2000’li yıllarda yapmaları. Aynı olayı Üsküp’te de görmüştüm. Mostar, Boşnakca köprü demek. UNESCO tarafından Dünya Miras Listesinde olan eski Mostar Şehri’ne otobüsümüzle gidince, şehir turuna da tersten başlamış olduk. Otobüs bizi eski şehre en yakın yer olan Fransisken Manastırının önünde bırakıyor. Buradan yürümeye başlayarak Mostar’ın meşhur eski köprüsünü görmeye gidiyoruz. Yol boyunca gördüğümüz ve dün geceye göre, gündüz gözüyle görünce daha da etkilendiğimiz savaştan kalma binalar ve bunlar üzerinde kurşun izleri içimizi biraz hüzünlendiriyor. Ancak hemen hepsinin ya yıkık duvarı ya da penceresi üzerinde çiçekler açmış. Sanki birisi buraları çiçeklendirmiş. Bu birisinin doğa olduğunu adım gibi biliyorum. Mostar köprüsü karşımızda gözüktü. Mostar Köprüsü, Neretva... Devamı

HIRVATİSTAN, KARADAĞ, BOSNA-HERSEK GEZİSİ-(8.Gün) Neretva Deltas

2010-06-14 23:36:00

HIRVATİSTAN, KARADAĞ, BOSNA-HERSEK GEZİSİ-(8.Gün) Neretva Deltası, Pocitelj, Blagaj,Mostar Her zaman ki gibi sabah erkenden kalktık ve kahvaltı sonrası, otobüse doluştuk. Bu gün epey bir yolumuz var. İki yüz kilometreye yakın yol gideceğiz. Bu sefer dün olduğu gibi dağlardan zig zaglar çizerek inmek yok. Kestirmeden bir yol izleyerek Budva’dan Tivat’a gelip, buradan da Lepetani Limanından vapurla karşı kıyıya geçerek, Kamerani limanına ineceğiz. Herceg Novi üzerinden Karadağ-Hırvatistan sınırına ulaşıp, tekrar Hırvatistan topraklarına gireceğiz. Metkovic denen yerden Hırvatistan-Bosna-Hersek sınırını geçerek Bosna topraklarındaki gezimize başlayacağız. Yol, düne göre çok eziyetsiz ama daha az yeşil diyebilirim. Yalnız vapur gezisi iyi oldu. Böylece kısa da olsa Kotor Körfezi üzerinde, denizden yolculuk da etmiş olduk. Herceg-Novi üzerinden sınıra rahatça ulaştık. Kotor körfezi gerçekten çok güzel bir doğa harikası. Keşke Herceg-Novi  (burayı sadece uzaktan gördük) ve Kotor şehirlerini  (burası hiç mi hiç yetmedi) daha fazla gezebilseydik. Dubrovnik’e tepeden son kez bakıp, Stedrica üzerinden Hırvatistan’ı terk edip Bosna-Hersek topraklarına girdik. Ama girmemizle çıkmamız bir oldu. Çünkü burası sadece 15 kilometrelik bir sahil şeridi ve Bosna-Hersek toprakları sayılıyor. 1991-1995 Yılları arasında Hırvatların ve Sırpların, Bosna-Hersek’lilere yaptıkları eziyetlere (sayısını tam olarak söyleyemeseler de 100000 civarında olduğu düşünülen ölümler, soykırım, sistemli tecavüz, sebep oldukları göç hareketleri, sakatlıkları kast ediyorum) karşılık tüm dünyanın, Bosna-Hersek’e denize ulaşması için bıraktığı sahil şeridi.  Sınırı Hırvatlar mı, Bosnalılar mı koruyor pek anla... Devamı

HIRVATİSTAN, KARADAĞ, BOSNA-HERSEK GEZİSİ-(7.Gün) Kotor Körfezi,

2010-06-09 21:34:00

  Sabah saat 09:00 gibi otobüsümüz, bu sefer yeni bir ülkeye, Karadağ’a gitmek için hareket etti. Hırvatistan’da bir iki gün daha rahatlıkla geçirebilirdim ama yapacak bir şey yok, program belli. Bu gezi ile kendimize bir rota belirlemiş olduk diyeceğim ama hanımla prensipte anlaşmamız” bir gittiğimiz yere, bir daha gitmeme” şeklinde. Çıkış noktamız ise” çok gezilecek yer var ama para ve zaman kısıtlı”. O nedenle önce gitmeyi planladığımız yerler bitecek. Karadağ benim merakla beklediğim bir ülke. Ben, bizim programda burası için 2 gece 3 gün vermiştim. Ama tur programı 1 gece 2 gün şeklinde. Baştan biliyorum ki Karadağ’ın tadı damağımda kalacak.. Hırvatistan’ın safir mavisi Adriyatik denizi, Karadağ’da da devam etse de sarp gri dağların gölgesinde denizin renginde kararma oluyor. Karadağ (Montenegro) ismi de bu dağlardan geliyor zaten. Karadağ tarih boyunca bağımsızlığı için savaş vermiş olan bir ülke. Bizim dedeler buralarda hep başarısız olmuşlar. Bununla da büyük bir övünç duyuyorlar. Gerçi bu kadar dağda taşta dedelerin işi de olmaz ya neyse. Bağımsızlığı için savaşan insanları takdir etmek lazım. Tarihlerinde iki kez bağımsızlıklarını kaybetmişler. Bunlardan bir tanesi 1166 yılında Sırp Kralı Raska’ya karşı olmuş ve 200 yıl Sırpların boyunduruğu altında yaşamışlar. Bir diğeri ise 1. Dünya savaşında, 1916 yılında Avusturya işgali ile olmuş. Sırplarla birlikte Avusturyalılara karşı savaş vermişler ve kurtulmuşlar ama bu sefer de Sırplar bu ülkeyi 1922 yılında topraklarına katmışlar.   Karadağ’lılar aslında kabile yaşamı süren insanlar. 17. Yüzyılda bu kabileleri birleştirip devlet haline getiren, prens-din büyüğü karışımı (Vladike) hiç evlenmemiş ve ondan sonra da yönetime ... Devamı